Can Candan: Elimizi taşın altına koyarsak krizi aşabiliriz

img

İSTANBUL - Kayyım rektör atamalarına direndiği için derslerine son verilen ve kampüse alınmayan akademisyen Can Candan, mevcut kriz ve sorunların "herkesin elini taşın altına koymasıyla" aşılabileceğini vurguladı. 

Boğaziçi Üniversitesi, yaklaşık bir yıldır kayyım rektör ve buna karşı başlatılan eylemlerle gündemde. 2 Ocak 2021 tarihinde AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Melih Bulu üniversiteye kayyım olarak atandı. Bulu'nun atanması hem üniversite öğrencileri hem de akademisyenler tarafından tepkiyle karşılandı. Protestolar üzerine Bulu görevden alınırken, üniversitede yapılan güven oylamasında yüzde 95 "hayır" oyu alan Naci İnci bu kez rektör olarak atandı. İnci'nin atanması da tepkileri dindirmedi. Boğaziçi akademisyenleri, "ikinci kayyım" olarak nitelendirdikleri rektörü, her gün sırtlarını rektörlük binasına dönerek protesto ediyor.  
 
Üniversiteye rektör atamalarının yapılmasından sonra akademisyenlere karşı baskı arttı ve bu süreçte çok sayıda akademisyenin derslerine son verildi. Bu baskılardan en çok nasibini alanların başında Can Candan geliyor. 2007’den beri üniversitede ders veren Candan'ın derslerine 16 Temmuz'da son verildi. Candan, bir süredir üniversite bahçesine "rektörlük talimatı" gerekçesiyle alınmıyor. 
 
Can Candan, 2 yıla yakın bir süredir kayyım rektör atamalarına karşı ortaya koydukları tepkiyi, üniversite üzerindeki baskıyı ve taleplerini anlattı.  
 
ÇÖZÜM YOLU
 
Üniversitenin, yöneticilerini kendisinin seçmesi gerektiğini belirten Candan, akademik özgürlüğü savunduklarını ifade etti. Üniversite yapısının dışında alınan kararların meşruiyetinin olmadığını vurgulayan Candan, Naci İnci döneminin Bulu döneminin devamı olduğunu söyledi. Üniversitenin aylardır yönetilemediğine dikkati çeken Candan, “Kabul edilmediğiniz bir kurumu yönetemezsiniz. Bu krizi bastırmak için akademisyenlerin üniversiteden uzaklaştırılması gibi yöntemler izliyorlar. Krizin çözüm yolu da baskıyı daha da arttırmaktan geçmiyor. Bunun çözümü Boğaziçi Üniversitesi’nin ilkelerine sahip çıkılarak, rektörümüzü belirlediğimiz bir sürece girmemizdir” dedi. 
 
ATAMALARIN ZARARLARI
 
“Kayyım rektör” atamalarının üniversiteye zarar verdiğini dile getiren Candan, kapatılan LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü'nü buna örnek gösterdi. Yine atamalara tepki gösteren öğrencilerin kampüse çağrılan polislerce gözaltına alındığını anımsatan Candan, "Bu öğrencilerin özgürlüklerine ciddi bir müdahaleydi ve bu hala devam ediyor. Bu gözaltılar aynı zamanda eğitim hakkının ihlalidir. Bu aynı zamanda diğer öğrencilere de gözdağı verme çabasıdır. En son rektörlüğün önünde yapılan protesto eylemi bahane edilerek 2 öğrencimiz bir haftayı aşkı bir süredir Metris Cezaevi'nde tutuluyor" diye konuştu.  
 
DERSLERİN ENGELLENMESİ
 
Melih Bulu döneminde üniversitede 2 fakülte açıldığını ve gereken prosedürlerin işletilmediğine aktaran Candan, atamalar sonrası akademisyenlerin derslerine son verilmesinin de üniversiteye zarar verdiğini vurguladı. Candan, Feyzi Erçin, Özcan Vardar ve Seda Binbaşgil’in derslerinin engellendiğine işaret ederek, "Feyzi hoca örneğine bakarsak; Aynı zamanda avukat olmasından dolayı bütün bu kriz sürecinde öğrencilerin başına gelen hukuksuzlukları açık bir şekilde ifade ediyor ve öğrencilerin gözaltı, tutuklanma ve yargılanma süreçlerinde yanlarında yer alıyordu. Onun verdiği bu desteği cezalandırmak için böyle bir uygulama yaptılar. 10 aydır üniversiteye verilen zararları engelleyebilmek, ilkelerimize sahip çıkmak için itirazımızı dillendirmeye devam ediyoruz” diye kaydetti. 
 
GÖREVİNE SON VERİLME GEREKÇELERİ
 
Kendisinin görevine de İnci tarafından 3 gerekçeyle son verildiğini ifade eden Candan, şunları söyledi: "Kadro süresinin yenilenmesi için başvuruda bulunmamam bunlardan birisi. Kadro belli sürelerde yenileniyor ama bu otomatik oluyor. 14 yıl boyunca kimse 'başvuru yapmalısın' demedi. Bir haftada yeterince ders vermemem de gerekçe gösterildi. Bu da tamamen bölümün takdiridir. Bir diğer sebep ise disiplin soruşturması açıldığı iddiası. Bir soruşturma açıldığı söyleniyor ama tebligat yok. Benim haberim yok. Sürecin nasıl işlediği belli değil, savunmam alınmadı.  Gerekçelere baktığımızda büyük bir haksızlık var. Gerekçeler meşru değil. Benim açımdan yok hükmündedir. Bütün Boğaziçi camiası açısından da yok hükmünde."
 
'İŞİME DÖNECEĞİM'
 
Candan, 11 Ekim’e kadar üniversitedeki hayatının olağan bir şekilde devam ettiğini ancak daha sonra kampüse dahi alınmadığını belirtti. “Dersimin başlayacağı ilk gün okula almadılar" diyen Candan, bu duruma da "rektörlük talimatı" gerekçesi gösterildiğini aktardı. Candan, "O gün akademisyenler kapıya gelerek destek oldular. Bu sadece ben olduğum için değildi. Bir akademisyenin üniversiteye alınmaması akademik özgürlükler bağlamında çok büyük bir ihlal. Öğrencilerimle kampüste buluşamazsak dışında buluşuruz. Boğaziçi'nden uzaklaştırılmamı ancak benim meslektaşlarım ve öğrencilerim kabul ederse kendimi Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni değilmişim gibi hissederim. Bu yaşanan kısıtlamalar geçici şeyler. Bunlar geçtiğinde resmi olarak işime döneceğim. Bundan önce ne yaptıysam bundan sonra da onu yapmaya devam edeceğim” ifadelerini kullandı. 
 
İKTİDARIN BOĞAZİÇİ HEDEFİ  
 
Türkiye’de üniversitelere yönelik baskının 2016 yılından itibaren başladığına dikkati çeken Candan, Boğaziçi Üniversitesi’ne yönelimin ise “kayyım rektör” atanmasıyla başladığını dile getirdi. Candan, "Bulu’nun atanmasıyla üniversitelere yönelim başka bir boyuta geçmiştir. Burada farklı olan ise şu; Diğer üniversitelerde yükselemeyen itiraz Boğaziçi’nde yükselebildi. Bunun nedeni de üniversite bileşenlerinin sıkı durması ve ilkelerine sahip çıkması. İktidar Boğaziçi'ni de ele geçirmeye çalışıyor. Bu nedenle Boğaziçi hedefte. Boğaziçi her zaman demokratik hakların, özgürlüklerin, akademik ilkelerin arkasında duran bir kurum oldu. Otoriter siyasi iktidar bu durumu kendine tehdit olarak görüyor. ‘Sen nasıl olur da bir devlet üniversitesi olarak devlete kafa tutarsın.’ Böyle bir algı olduğunu düşünüyorum. Halbuki bizim yaptığımız devlete kafa tutmak değil. Biz kamuya karşı sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz” diye konuştu. 
 
ÖZGÜR YAŞAM 
 
Boğaziçi'nde yaşanaların aynı zamanda tüm toplumu ilgilendirdiğini vurgulayan Candan, siyasi iktidarın elindeki güçle bazı kurumları ele geçirmek istediğini ve seçimlere göreve gelenleri tasfiye etmeyi amaçladığını kaydetti. Candan, "Burada seçmenlerin ve vatandaşların iradesinin hiçe sayılması ile karşılaşıyoruz. Bunu yerel belediyelerde, sivil toplum örgütlerinde gördük. Şu an baskıcı bir rejim altında yaşıyoruz ve çeşitli alanlarda kısıtlamalar yaşıyoruz. Derdimiz sadece Boğaziçi’nin krizinin sönümlenmesi değil. Bu kriz aslında toplumsal bir krize işaret ediyor. Dolayısıyla bizim hayalimiz Boğaziçi’nde olduğu gibi özgürlük mücadelesinin her yerde devam edebilmesi, toplum olarak daha rahat, özgür ve demokratik bir ülkede yaşamak.”
 
NE YAPILMALI?
 
Mevcut durumun "birlikte durmakla" aşılabileceğini ifade eden Candan, şöyle devam etti: "Kriz ne olacak? Nasıl devam edecek?’ gibi sorular geliyor. İleride ne olacağı sorusunun cevabı çok basit. Bu hepimizin ne yaptığına bağlı. Eğer biz şu anda mücadeleye devam edersek, özgürlüklerimizi ve haklarımızı savunmaya devam edersek, bunun için elimizi taşın altına koyarsak o zaman geleceğimiz bambaşka olacak. Ama susup oturursak, geleceğimizin ne olacağı belli."
 
MA / Kadir Güney